Belediye olarak ve bizler yerel gazeteler olarak köy derneklerini gereğinden fazla ön plana çıkarttığımız için karşımıza çıkan hatanın her geçen gün ne denli büyüdüğünü gördük oysa biz Esenler'de köy derneklerin yerel yönetimlere renk katacağını düşünmüştük ama onlar bir futbol takımı edasıyla herşeye kendi renklerini vermeye çalıştılar.
Bu hataya nasıl düşüldüğünü bilemiyorum, neden köy dernekleri Esenlerde bu kadar ön plana çıktı, Lise öğrencilerimiz sınıflarındaki boş derslerde avaz avaz bağırırken eğitim için getirdiğimiz profösörler esneyen köy derneği üyelerinin iki şekerli çay molası hayalleri arasında avrupa birliğini anlattı... Esenlerde eğitime neden bu kadar tersten başladığımıza inanamıyorum.
Neden Esenlerde bu dernekler bu kadar ön plana çıktı diye sorsam hepimizin birbirine bakacağına eminim ama hepimiz bu konuda suçluyuz desem kimsenin itiraz edemeyeceğini'de biliyorum... Dernekçiliğin Esenlerde abartılmasında Esenlerde Tam tepeden başlayarak bunları reklam yapan biz yerel gazeteler olarak hepimizin payı var, ama Esenler protokolünün her fırsatta köy derneklerine gitmesini, bütün eğitim proğramlarında köy derneklerini ön plana alarak oraya yönelmelerini görünce kendi kendime neden diye sormuyor'da değilim.
Halen kendini istanbullu göremeyen kişilerin kendi memleketlerini kalkındırmak için kurdukları derneklerle Esenlere hizmet edeceğiz demesi komikliğini, istanbulun göbeği Esenlerde kutladıkları; Trabzonun kurtuluşu, Erzurumun kurtuluşu günleriyle, dörtyol meydanını saran hamsi kokularıyla gördük... Bizi avrupaya taşıyacak şehirleşme bilinci böylemi gelişecek, nerede yaşadığını bilmeden.
Esenlerli köy dernekleriyle vakit kaybetmemeli, yıllardır atamadığı kenar mahalle imajını mantar gibi çoğalan hemşehri dernekleriyle değiştiremeyeceğini bilmeli. Esenlerli önce istanbullu olduğunun bilincine varmalı ve köy dernekleri değil "Esenleri güzelleştirme ve yaşatma" dernekleri kurmalı. Yerel yönetimin ve biz yerel basının da bu konuda özendirici değil yönlendirici bir yol izlemesi gerekiyor.
Saygılarımla
Gökhan TAŞTAN
29 Nisan 2010